tarih - balkanlar
  iletiler
  ziyaret
  Ana Sayfa
  fatih alparslan
  balkan turkleri
  balkan turklerinin yaşadıkları yerler
  balkan turkleri tarihi
  flas oyunlar
  radyo dinle
  hava durumu
  mini ve guzel klipler
  turkler ve balkanlar
  duyurular
  haberler
  galatasaray haberleri
  fenerbahce haberleri
  beşiktaş haberleri
  son dakika haberleri
  tv izle
  turk balkan tarihi
  turk halk kulturu ve bakanlardaki rolü
  osmanlıdaki balkan turkleri
  balkanlarda turk varlığı
  balkanlarda osmanlı dönemi
  balkanlar
  balkanlardaki rumeli turk derneği
  burçlar
  ing.tur sözluk
  psikoloji sözcuk
  ataturk sözleri
  gazeteler
  dunya haritası
  komik resimler
  turk alfabesi

Osmanlı imparatorluğu Süleyman Paşa’nın 1352 yılında Gelibolu yarımadasındaki Çimpe Kalesini fethiyle Avrupa coğrafyasına adım atmış ve yıllar içinde Viyana kapılarına kadar genişleyerek Balkanlarda yüzyıllar boyu hükümdar olmuştur.

Çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı Yüksek hoşgörü ve üstün yönetim anlayışıyla Roma ve Hun imparatorluklarıyla birlikte dünyanın en uzun ömürlü üç imparatorluğundan biri olmayı başarabilmiştir. Kurduğu düzen ve adaleti ile egemenliği altındaki bölgelerde barış ve huzurun simgesi olmuştur. Bu süreçte bölge halkları ile Türkler iç içe yaşamaya başlamıştır. Günümüzde de balkan ülkelerinde çok sayıda Türk yaşamaya devam etmektedir. Karşılıklı kültür alışverişi sonucu Balkan dillerinde önemli miktarda Türkçe kelime halen kullanılmaktadır. Ayrıca Türk kültür, edebiyat, mimarlık eserleri günümüz Balkan Devletlerinin tüm tahribatına rağmen varlığını sürdürmektedir.

Ekrem Hakkı Ayverdi’nin “Avrupa’da Osmanlı Mimarı Eserleri” adlı bilimsel çalışmasında 2356 cami mescit 142 medrese, 273 mektep, 174 tekke ve zaviye, 42 imaret, 116 han, 113 hamam, 27 türbe, 24 köprü, 16 kervansaray, 3 bedestenden oluşan bir Türk kültür varlığı oluşturulmasına rağmen çoğu tahrip edilerek ortadan kaldırılmıştır.

Bugünkü Bulgaristan, Yunanistan, dağılan Yugoslavya ( Şimdiki Mekodon’ya, Kosava, Bosna-Hersek,Sırbistan, Karadağ) , Romanya gibi Balkan devletlerinde önemli sayıda insanımız kalmıştır. Osmanlı kayıtlarında 20.nci yüzyıl başında Balkanlarda yaşayan Türk nüfusunun diğer halklarla eşit sayıda veya daha çok olduğu görülmektedir. Fakat Lozan antlaşması sonucu Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan mübadele ile Batı Trakya hariç Türklerin tamamı Anadolu’ya göç etmiştir. Bunun dışında Yunanistan’la beraber diğer ülkelerde özellikle 1940’lardan itibaren asimilasyon ve göç politikalarına ağırlık verilmiştir. Komünizmin baskıcı etkisi de eklenince Balkanlardaki Türk nüfusun önemli bir kısmı erimiş ve insanlarımız Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır. Türkler sadece memur, asker, idareci sınıfı değil beş yüz yılı aşkın sürede kendi kurdukları, imar ettikleri, binlerce köy, kasaba ve şehirde işledikleri topraklarda, çiftçi, işçi, sanatkar, esnaf olarak ta ülkenin gerçek sahibi halk çoğunluğunu oluşturan bu coğrafyayı yekpare bir Türk yurdu kılan köklü bir varlıktır. 17’nci yüzyıl sonunda Macaristan’dan çekilmiş olmak, 19’ncu yüzyıl ilk çeyreğinde, Batılı güçlerin ve Çarlık Rusyası’nın teşvik, yardım ve müdahaleleriyle Mora Yarımadasında Yunanistan’ın bağımsız küçük bir krallık olarak ayrılışı, Sırbistan’ın, Romanya’nın özerk prenslikler olarak teşkilatlandırılarak bağımsızlık yolunda adım atmaları, bu gelişmelere yol açan olaylar içinde anılan ülkelerde yerleşik olup, düşman ordularına ve asi Hıristiyan tebaanın husumetine hedef olan Türk ve Müslüman halklara büyük acılar ve kayıplar verdirmiştir.

Rusya’nın Kırım Türk Hanlığı’nı ilhak etmesi, Kafkasya’ya girmesi Karadeniz’in Türk ve İslam olan kuzey ve doğu kıyılarının Rusların eline geçmesi ile bu denizin bir Türk gölü olmaktan çıkışı, Slavlığın bu deniz kıyılarına yerleşebilmek için Türk ve Müslüman halklarının sistematik şekilde imhaya tabi tutulmamaları göçe zorlanmaları olayıdır.

Her şeye rağmen Paris Anlaşmasının (1856) sağladığı statü içinde Karadeniz Rus donanmasına kapalı, Türk Deniz hakimiyetine açık bir denizdi. Bu durum 1877-78 Osmanlı – Rus Savaşı veya Türk milletine karşı Slav Haçlı Seferleri başlarken Türklük ve Müslümanlık Güneydoğu Avrupa’da; Balkanlarda Rumeli’nde, Sırbistan, Karadağ ve Romanya Prenslik toprakları dışında kalan egemenlik alanında yurt kuran ve yurdun gerçek sahibi olan çoğunluk durumundadır.

Anılan tarihte Rumeli’ndeki Türk – İslam Nüfusu Hıristiyan Balkan milletlerinin herhangi birinden ve en kalabalık olanından daha fazladır. 1877-78 Osmanlı – Rus Savaşı’nın kaybı ile bu durum temelinden değişecek Rumeli Türklüğü, bu savaşlarda ve savaşları takip eden yıllarda sürdürülen sistematik soykırımlarla, tercihlerle yok edilecek, vatan sahibi hakim çoğunluk olmaktan çıkarılacak, tüm varlığı Balkanlı Hıristiyan uluslarca talan edilecek Türk vatanının Avrupa’daki ana damarı,Rumeli böylece kaybedilecektir. 550 yıllık Türk vatanının yıkılışı, Rumeli Türklüğünün imha ve tehcirle dağıtılışı olayı insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri, en korkunç soykırım olayı ve millet tarihimizin en büyük felaketidir.

1877 – 78 den 1912 – 1913’e geçen 35 yıl içinde Rumeli Türklüğü bütün medeni dünyanın gözleri önünde alenen sürdürülen toplu öldürmeler, cebri göçler, mal ve mülklerin, topraklarının, geçim araçlarının ellerinden alınması suretiyle açlığa, sefalete mahkum ederek, mabetleri, mektepleri, meskenleri tahrip edilerek, erkekleri ebeveynleri katledilen kadınları, çocukları talan edilerek, cebren din değiştirmeye veya ölümü seçmeğe zorlanarak parçalanmış, paylaşılmış yurtlarında hakim çoğunluk olmaktan çıkarılıp, biçare bir tutsak azınlık haline getirilmek istenmiştir.

Süheyl ÇOBANOĞLU anlatımıyla

 

Myspace Graphics
Bugün 1 ziyaretçi (9 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=